İktisadi Kalkınma Vakfı desteği ile Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Paris Siyasi Etüdler Enstitüsü, Köln Üniversitesi Avrupa Eğitimi Uluslararası Merkezi (CIFE), Nice Yüksek Avrupa Etüdleri Enstitüsü işbirliğinde “Yaz Okulu” gerçekleştirildi. Yaz Okulu’nun faaliyetleri arasında ise 27 Temmuz Cuma günü “EU as a moving target” başlıklı seminer düzenlendi. Seminerin sabah oturumunda Prof. Dr. Harmut Marhold’un moderatörlüğünde Prof. Dr. Wolfgang Wessels, AP Liberal Grup Üyesi Andrew Duff, Prof. Dr. Atnas Semov ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve İKV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu konuşma yaptılar.
“EU as a moving target” kavramının değerlendirilmesinin zor olduğunu belirten Prof. Marhold, bu kavramlaştırma ile AB’nin hem dinamik bir siyasal sistem olduğunu hem de derinleşmenin sürdüğünü ifade etti. Burada “target” kelimesinin dışsal bir perspektifi yansıttığı ve tanımlanmasının zor olduğu vurgulandı.
Köln Üniversitesi öğretim üyesi ve CIFE Genel Müdürü Prof. Wessels, söz konusu kavramın AB’nin statik olmayan siyasal yapısını ifade ettiğini belirterek sözlerine başladı. Daha sonra Reform Antlaşması’na değinen Prof. Wessels bu Antlaşma’nın Anayasa’dan daha az anayasal bir metin olduğunu vurguladı ve bu bağlamda asıl sorulması gereken sorunun kimlikleri tanımlayan sembollere gerçekten ihtiyaç duyulup duyulmadığı olduğunu ifade etti. Öte yandan, Reform Antlaşması’nın gelecek genişlemeleri düzenleyecek kurumsal yapının oluşturulması bakımından bir ön şart olduğunu ve AB’nin işleyişi açısından gerekli olduğunu söyledi. Konuşmasının sonundan “EU as a moving target” çerçevesinden bakıldığında, AB’nin coğrafi veya anayasal sınırlarının belirlenmeye çalışılmasının doğru olmadığını, sürecin sürekli işlediğini hatırlattı.
İkinci konuşmacı olan AP Üyesi Andrew Duff, sözlerine Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini belirterek başladı. Seçim sürecini ve sonuçları değerlendiren Duff, Türkiye açısından seçim sonuçlarının bir dönüm noktası oluşturacağını, KPK ile yeni TBMM’nin yakın etkileşim içinde çalışacağını ve Avrupa ideolojisinin, usullerinin ve kültürünün daha fazla yansıtılacağını umduğunu söyledi. Bu bağlamda Türkiye’deki bazı partilerle Batı arasındaki karşılıklı ilişkilerin bazen sorunlu olduğuna dikkat çeken Duff yeni dönemde oluşacak meclisin bu sorunları ortadan kaldıracağına inandığını ifade etti. Bağımsız milletvekillerinin TBMM’de yer almasının PKK sorunun çözülmesi açısından çok önemli bir adım olacağını düşündüğünü belirtti. Kısa vadede, hükümetin kurulmasından ve yeni Cumhurbaşkanının seçilmesinden önce Brüksel ile etkileşimin çok hızlı gelişemeyeceğini vurguladı. Duff Türkiye-AB ilişkilerinde şu an için çözülmesi zor olan 3 soruna dikkat çekti: Kıbrıs konusu, Kürt sorunu, bazı AB üye ülke hükümetlerinin Türkiye karşıtlığı. Teknik alandaki ilerlemelerin önemli olduğunu ve bunların sürdürülmesi gerektiğini vurguladıktan sonra eğitim ve sosyo-kültürel gelişimin önemine değindi. Duff, niteliksiz iş gücünün ve genel olarak göçün Avrupa vatandaşlarını korkuttuğunu belirtti.
Daha sonra Reform Antlaşması’na değinen Duff, Antlaşmaların anayasal yönde değiştirilmesinin AB’nin daha etkili hareket edebilmesi açısından çok önemli olduğunu ifade etti. Antlaşma’nın içeriğine değinen Parlamenter temel hakların koruma altına alınıyor olmasından ve böylece demokrasinin güçlendirildiğinden bahsetti. Prof. Wessels’den farklı olarak, Reform Antlaşması’nın Anayasa’dan daha fazla anayasal bir metin olduğunu, bunun da; ortak enerji politikasını güçlendirmesine, çevre politikasını modernize etmesine, ulusal parlamentoların rolünü belirlemesine ve yeni üyelerin katılımı için Kopenhag kriterlerinin metne eklenmesine bağladığını ifade etti. Katılım kriterlerinin bu Antlaşma’ya eklenmesinin Türkiye açısından önemine dikkat çeken Duff, bu alandaki tartışmalı konuların İlk Derce Mahkemesi’ne ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na taşınabileceğini vurguladı. Genel olarak, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girmemesi halinde gelecek genişlemelerin gerçekleşmesinin zor olduğunu belirtti.
Duff, teknik sürecin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin AB üyeliğinin önünde bazı engellerin olabileceğini de ifade etti: kültürel farklılıklar, iki taraftaki anayasal süreçlerin tamamlanmaması, Fransa’nın karşıtlığı, AP’deki karşıtlık. AP’deki durum göz önüne alındığında fazla iyimser olunamayacağını da ekledi. Duff konuşmasını sonlandırırken, sözü geçen sorunların aşılabilmesi için Türkiye’nin akılcı, çabuk, ısrarcı ve dikkatli bir strateji izlemesi gerektiğini belirtti.
Sofya Avrupa Hukuku Enstitüsü Müdürü Prof. Semov, Avrupa’nın “moving target” olabilmek için fazla hareketli olduğunu belirterek sözlerine başladı. Bütünleşmenin üye ülke sayısına değil bu ülkelerin eğilimlerine bağlı olduğunu ifade ederken AB’nin halkına veya hedefine değil reformlara yakınlaştığına da değindi. Bu çerçevede “nasıl gideceğiz?” sorusundan önce “nereye gidiyoruz?” sorusunun yanıtlanması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin üyeliği ile ilgili olarak ise hem AB hem de Bulgaristan açısından önem taşıyan bir konu olduğunu ifade etti.
Son konuşmacı olan Yeditepe Hukuk Fakültesi Dekanı Jean Monnet AB Hukuku profesörü ve İKV Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Kabaalioğlu ise , AB üyeliğinin Türkiye’de tüm siyasi partiler tarafından yürütülen bir devlet politikası olduğunu ve bu sürecin sonucunun tam üyelik olması gerektiğinin altını çizdi. Gümrük Birliği ilişkisinin de bu temele dayanarak kurulduğunu hatırlatan Prof. Kabaalioğlu, Türkiye’nin antlaşmalardan doğan haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Kıbrıs konusuna da değinen Prof. Kabaalioğlu, bir AB üye ülkesinde BM Barış Gücünün görev yapıyor olmasının ve Kıbrıslı Türklerin izole ediliyor olmasının üzüntü verici olduğunu ifade etti. AB’nin geleceğine ileri görüşlü ve vizyon sahibi politikacıların yön vermesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu sözlerini noktalarken, iki tarafa da önemli görevler düştüğünü hatırlattı ve Türkiye’nin AB vatandaşlarına tanıtılması için iyi çalışılması gerektiğini belirtti.
ABHaber 28.07.2007 İstanbul